1 Mayıs 2014 Perşembe
YOK OLAN KAVRAM
Ahlak dediğimiz nedir?Terimsel olarak köküne indiğimizde ahlak kelimesi kendisinden türetilen arapça ''hulk(huluk)'' kelimesi ile İngilizce karşılığı ''moral'' olan,Latince de ''moralis'' kelimeleri anlam olarak birbirlerine yakındır.Arapça hulk,Latince molaris de huy,karakter,hal ve hareket gibi manalara gelir.Ahlak denilen fenomen üzerine düşünmede dahildir.Ahlak ilk insanın yaratılışından günümüze kadar varolan bir kavram ve bunun dahilinde oluşan hareketler bütünüdür.Ahlak her taraftan yaşantımızın içinde olup izlediğimiz yol,seçimlerimiz,tereddütlerimiz,vicdanımız,ölçmelerimizin hepsi ahlak etrafında dönmektedir.Bu sebeple ahlak içinde barındırdığı hususları doğru-yanlış,güzel-çirkin,iyi-kötü kavramları dahilinde sınıflandırmaktadır.Geçmişten günümüze hitap eden ve her toplumda kabul edilir bir kavramsa ahlak evrenseldir diyebiliriz.Fakat her toplumda bulunan bu ahlak anlayışı da aynıdır diyebilir miyiz?Yoksa sadece kavram(sözlük anlamı) olarak mı evrenseldir.Bu sonuca varmak çokta zordeğil toplumlara ve toplumlar dahilinde oluşan ayrışmalara baktığımızda ortak bir ahlak kavramı etrafında herkesin farklı farklı temellendirdiği ve meydana çıkan farklı ahlak oluşumlarını görüyoruz.Bu ayrışmanın sebebine inecek olursak ahlak temellendirmesinde ki farklılıklar çıkacaktır karşımıza.Bu farklı ahlak anlayışları etrafında her birinin kendine özgü yüksek yaşama gayesi vardır.Bu gayeye inananlar olduğu sürece de yürürlükte kalır.Her inanan kendi ahlak anlayışının en doğrusu olduğuna ve herkesin bu ahlak anlayışı çatısında toplanmasını ister,ötekileştirmeler başlar.Ötekileştiren ahlakçılar kendinden emin olup bir başkasıyla aynı düzeyde olmadığını düşünür.Başkaları diye isimlendirdiklerimiz ise kendilerini itaati altına almak isteyen ahlak anlayışına yanaşmazlar.Bu yanaşmamaların asıl sebebi iyi-kötü,yanlış-doğru anlayışlarının uyuşmamasıdır.Peki ahlakın temeli nasıl ve nerededir?Bu mutlak olan asıl ahlak yüzlerce ahlak anlayışı içerisinde hangisidir?Ayrışmalara netlik kazandırmak adına insanda ahlakı temellendirmeliyiz ki uyarlamaya geçtiğinde iyi ve güzel olan elde edilebilsin.Her insan iyiliğe ve güzelliğe meyilli doğar fakat doğduğu gib kalmaz.John Locke ''İnsaan zihni doğuştan boş bir levhadır.'' diyerek cüzi iradesi doğrultusunda yönelimleri,kararları,seçimleri ona şekil verir demek istemiş olamaz mı?Ahlak felsefesi başlığı altında adı duyulmayan bir çok düşünür,filozof görüşleri temellendirildiğinde aynı düzleme çıkmaktadır.Sofistler evrensel bir ahlak olmadığını savunurken,evrensel ahlak vardır diyen ve bunu temellerle açıklayan Sokrates,platon,Aristoteles,Farabi,Kant ve daha bir çoğu ahlakı farklı noktalardan ele alıp farklı temellendirmişlerdir.Görüşleri aynı olmasa bile ahlakın evrenselliğini söylemleriyle günümüze taşımışlardır.Ahlak Kant için ödev ahlakı,farabi için iradeyi kullanma düşünme gücü,platon için idealar dünyası,iyi ideası,sokrates için bilgili,erdemli ve mutlu insan olmuştur.Bütün bu düşünürlerin görüşlerinin temelinde insanoğlunun ne kadar farklı düşünürse düşünsün farkl temellerinin sonucunda bile aynı yere varıp ''yokluğunu çektikleri bir yaratıcının'' varlığını ruhlarıyla bulduklarını anlarız.Özlerinde olanı,inkar edilemez gerçeği bir labirent gibi farklı koridorlarda arayıp aynı odada buluşturmasıydı evrensel ahlak.Bu düşünürleri o yola çıkaran iç güdüleriydi.
Sanatelsefesini ele aldığımızda insanın güzele olan yöneliminin bir kanıtı niteliğindedir aslında.
Güzelliğin kaynağı nedir sorusuna Platon idea güzelin iyi iyinin güzel olduğu,Plotinos ruhun arınması,estetiğn kurucusu Baumgarten duyumsal bilginin mükemmelliği,Shelling sonsuzun sonlu olarak gösterilmesi,Hegel ise güzel olan hakikattir demiştir.Ve daha birçok cevap verilmiştir güzele dair.İnsanların iyiyi,güzeli bu kadar yüceltmesi,kötüden arınmak için sanatla iyiye güzele,estetiğe yönelimleri içsel bir duygu olup ahlak felsefesi kapsamında değerlendirilmelidir.İnsanın özüne dönüşü,varlığın var olup olmadığı sorunu,varlık yoktur diyenlerden tutun varlığın ne olduğu problemine çözüm önerisi getiren varlık oluştur,varlık ideadır,varlık maddedir,varlık özdür,varlık hem madde hem düşüncedir diyen Marks,Demokritos,Decartes,Husserl,Hegel,Herakleitos ve daha bir çoğu ''yok olanı'' var etmeye çalışmıştır.Kimi bildiği,gördüğü,dokunabildiği şeylerde varlığı maddeselleştirmiş varlığı ama aranan hep bir varlıktır.İnsanoğlunun kendi bilgileriyle üstesinden gelemeyeceği boşluk,bilinmezlikÇağımızın sorunu ruhsal bozukluklar.Bu boşluğu ancak bir inanç doldurabilir.Görülmeyene,duyulmayana,bilinen tek yaratıcıya.Sanat felsefesinin,Varlık felsefesinin,Bilgi felsefesinin aradığı hatta siyaset felsefesinin ütopyaları bile buna dahildir.İdeali,doğruyu,varlığı,sonluyu,sonsuzu,maddeyi açıklayan inançtır.İnsanın yönelimleri,kötülükleri,iyilikleri,cüzi iradesini kullanarak aldığı karar doğrultusunda yaşadıkları sonsuzluğunda ödeyeceği bedele dahildir.Sonsuzluk vardır,varlık vardır,ruh vardır,güzel,estetik,sanat,çirkin de vardır ve bunların hepsini kuşatanyaratan bunları düşündüren bir VARLIK mutlak varlık tabiki vardır.
Bizim aradığımız,inandığımız ahlak hangisi olmalı peki?
Ahlak felsefesinin temel kavramları üzerinden gidersek iyi-kötü şöyle açıklanmıştır;ahlak açısından değerli ve istenir olan ''iyi'' istenmeyen ''kötü''dür.Özgürlük;zorlama yokluğudur.Sorumluluk;kişilik kazanmış bireyin yaptığı davranışların sonuçlarını üstlenmesidir.Erdem(fazilet);iredenin ahlaksal iyiye yönelmesidir.Vicdan,öutluluk,ahlak yasaları,ahlaksal kararlar,ahlaki eylemler ve evrensel ahlak yasasının varlığı problemi bir çok düşünür tarafından farklı açılmıştır.
Evrensel ahlakı reddedilmiş;Hedoizm(haz ahlakı),Egoizm(bencillik ahlakı),Anarşizm(kuralsızlık).Hobbes ''kendini koruma,kendini sevme'',F.Nietzsche ''köle ahlakını'' savunup temellendirmiştir.
Evrensel ahlakı kabul edenler ise;
Evrensel ahlakı subjektif temele dayandıranlar
-Evrensel ahlak yasası vardır.
-Bu yasa varlığını insanın özel yaşamından alır.
Ahlak kuramları ise kendi arasında 2 ye ayrılmıştır.
1.Faydacı ahlak kuramı''çoğunluk için haz ve mutluluk''
2.Sezgici ahlak kuramı;sezgiyle doğru bilgi ve ahlaki eyleme ulaşılır.
Evrensel ahlakı objektif temele dayandıranlar ise
-Evrensel ahlak yasası vardır.
-Bu yasa varlığını insandan bağımsız olarak varolan gerçeklerden alır.
Bu görüşleri savunan Sokrates,Platon(idealar dünyası),Aristoteles,Farabi,Kant'a göre ise Ödev ahlakının amacı mutluluk olamaz mutluluk özneldir.İyiyi isteme ve ahlak yasasında 2 buyruk vardır.
1.Hipotetik imperatif (koşullu buyruk)
2.Kategorik imperatif(koşuşsuz,zorunlu buyruk)
Kant için niyet iyiyse davranış ahlaklıdır.
Bütün bu ahlak felsefesi düşünürleri duyumlarıyla bir sonuca varıp buna inanıp günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir fikirleriyle.Bu duyuları yaratılıştan gelmiş olup bize yol göstermek için gönderilen kitapta tarihsel süreci,düşünürlerin çelişkilerini,doğruyu,yanlışı anlamamız için vardır.
Bize gönderilen kitapta varlık şöyle temellendirilir;
Kur'an bir yaratıcının varlığının şüphe edilemeyecek kadar açık olduğunu şu şekilde ifade etmektedir;''Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphen mi var?(İbrahim Suresi:10)
Kur'an yine bu gerçeği şöyle dile getirir;''Kesin olarak inananlara,yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığının nice delilleri vardır;görmez misiniz?(Zariyat suresı:20-21)
Yoksa onlar bir yaratıcı olmaksızın mı yaratıldılar?Veya kendi kendilerini mi yaratıyorlar?(Tur suresi:35)
Bununla beraber Hz.Muhammed Allah'ın varlığını anlamamız için yarattıkları hakkında düşünmemizi öğütlemiştir.''Allah'ın varlığını ve birliğini bulmak için göklere bakın,yeryüzüne bakın,kendinize bakın.Bütün bunların yaratılışındaki incelikleri düşünün.Çünkü bunlar Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren delillerdir.''
Hz.İbrahim'de böyle bulmamış mıydı putlar arasından Tanrıyı.
Filozofların bazıları ahlakı hazza,nefse,zevke,maddi bir menfaate dayandırmak istemişlerdir.Halbuki bunların hiç biri ahlak için yeterli bir dayanak ve insana ebedi huzur kaynağı olmamıştır.
Bir gerçek vardır.Ve ''Arayanlardan ol'' dedi.Yoksa aramayı bırakanlardan yada denememişlerden biri olacaksın sen de sonunda..Onlardan biri olduğundaysa;kaybolanlardansındır.Kaybolduğunu bilmeyen en büyük kayıpta olanlardır oysa.Zaman zaman hakikat yolunda savrulacak olsan da o cüzi aklının oyunlarıyla;yılma.Çünkü;yürümeyi deneyenlerden olmak dahi,marifet olacaktır bu yolda.Sen sen ol,kapama asla gözlerini yüreğine.Ve unutma aramakla bulunamıyor olsa da,bulanlar sadece arayanlardır bu oyunda;ancak sabır,gayret ve istikrarla.''
Bazı inanmayanlara gelince onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez;onlar iman etmezler.Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir,onların gözlerinde perde vardır.Onları büyük bir azap beklemektedir.(Bakara Suresi:7)
Yaratılan ilk insandan bugüne inançsızlığın ve ahlaksızlığın umumi bir hal almasıyla yok olan kavimler bize bunu açıklamaktadır.Ulaşılması gereken gerçek ahlak inançta ve bu inanca yönelmenin temelindedir.Bütün günlük uğraşlar,nefsi tatminlikler,sahte ilişkiler hepsinin ötesinde bir gerçek vardır.Filozofların bir kısmı islamiyeti kabul etmemiş dahi olsa ahlak üzerine islamiyette söylenenlere yakın söylemler içermiştir fakat temellendirememişlerdir.
Ve diyebiliriz ki ahlak hak din ile temellendirildiğinde bütün bir insanlık için ''evrensel'' nitelik kazanacaktır.O zaman ahlak yalnızca hakikat çerçevesindeyken ahlaktır.
Zeynep Sena Tuna
01.05.2014
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Ahlak öğretilebilir bir şey midir.
YanıtlaSilYoksa doğuştan gelen , genlerle nesilden nesile aktarılabilen bir şeymidir..