Gün ağarmak
üzereydi.Bütün gece uyuyamamıştı.Kafasını karıştıran milyonlarca soru
vardı.Fakat o bunları düşünmüyordu.Gecenin sessizliği büyülemişti
onu.Bütün kalabalıklardan arındığında sokaklar,hissedilir bir şeyler
kalabiliyordu geriye.Bir kaldırım taşının soğukluğu,yağmurdan sonra esen
serin rüzgarın beraberinde asfaltla karışık toprak kokusu doluyordu
ciğerlerine,küçük bir su birikintisine damlayan yağmur taneleri kadar
telaşlıydı,kuş sesleri kadar cıvıltılı hissetmek istiyordu hayatı en
içinde fakat başı boş gezinen köpekler daha özgürdü bizlerden,daha çok
gerçekle içiçeydi yaşayışları.Terk edilmiş sokağın,viraneye dönmüş bir
evinin bahçesinde sığınacak yer bulduğu için mutlu olan o yalnız
köpekten dahi daha fazla yalnızdı,koca kalabalıklar içinde
insanoğlu.Neydi onu bu derece yalnızlaştıran dünya da?Yaratılışa olan
inancını kaybetmesi mi?Hiç düşünmüş müydü ki?Belki de hiç
sorgulayamayışındandı kendini, boşluğa düşüşü.Hep bir başka yerde
arıyordu sebepleri başkasında bulmak daha kolay oluyordu.Benliğiyle
yolculuğa çıkmaktansa bunu tercih ediyordu nihayetin de karışıktı o
yollar,belki de kapanmıştı kim bilir. Biliyor muydu ki o
yolları?Kaybolmaktan korkuyordu belki de.
Tek başınayken yalnızdı ama kalabalıklarda da yalnızdı,zordu hayat.Hisleri de onu terk etmişti artık.Zevk aldığı her ne varsa anlamsızdı.Sex,para,sigara,alkol,uyuşturucu anlık mutlu oluyordu belki de ”carpe diem”di sloganı.Latin edebiyatının ünlü şairi Horatius’un bir dizesinde geçen anı yaşa,günü yakala.Peki bu muydu anı yaşamak?Kastedilen anlamı ne kadar da çıkmıştı ekseninden,günlük zevklere bir kılıf görevini üstlenmişti o kelime,artık sözlük anlamı kalkmıştı ifadelerin.Ne de olsa kaçıncı yüzyıldaydık.O derece uzaklaşmıştık hayattan,gerçeklerden hep bir kaçış.Derinlemesine düşünmemekti aslolan hiçbir şeyi,yüzelsel yaşamaktı gaye.Ne yapacağını bilememe,hayatı anlamsızlaştırma.Aynaya baktığında gözlerini görüyordu,kirpikleri,dudaklarını seviyordu.Kaç kişiyi öpmüştü bir an o geldi aklına.Elleri,parmakları,vücudu bundan öte değildi çünkü görebildikleri.Hisleri beraberinde görme yetisini de peşinde götürmüştü.Şimdi gerçekten yalnızdı.Onun olanlar onda değildi.Farkında mıydı dersiniz,sanmıyorum.Hiç onun olmuşlar mıydı?Yaratılıştan verilen her şey onun muydu?Sahiplenme eğilimi en büyük oyunuydu belkide benliğin,insanlara oynadığı.
Her şeye sahip olmak istemek.Hep daha fazlasını,sende olanın yetmemesi,hep daha iyisini,seviyorduk ama yapmayın sizde!Kapitalist düzene alışmıştık tüketici haklarımız bile vardı üstelik.Evreni düşünüyordu.Sonsuz bir uyum.Tanrı neden yaratmıştı bizi,yarattıysa neden öteliyordu yanlış yaşayanları?Şeytan neden şeytandı,peki inanmamasına rağmen kendini neden ötelenmiş gibi hissediyordu?Biliyordu belki de bazı şeyleri fakat bildiklerinin yetmediği sorular vardı aklında bunlara cevap bulamayınca inanmamaya başladı. İnandıklarının gerekleriydi belki de onu korkutan.Yaşarken kolaydı her şey.Bu yüzden yaşadıklarına inanmaya başlamıştı.Ne mi yaşıyordu?Canı ne isterse onu yaşıyordu.Sonra da hissedemediği için sorguluyordu Tanrı’yı,yaratılışı,doğruyu,yanlışı,gerçekliği,kısaca her şeyi.Dönmesi gereken tek bir yer vardı aslında ”benliği”.Tevrat İncil Kur’an okuduğu ne varsa şimdiye kadar hiç biri tamamlayamamıştı onu.Öyleyse böyle yaşamaya devam etmeliydi.
Gerçekten istediği zaman bulabilirdi ancak doğruyu.Gerçekten arayanlar,yalnızca bulanlardır.Delice istemeliydi belki de sevişmek gibi.En sevdiği,sahip olduğu en değerli eşyalarını istediği gibi tutkulu,ısrarcı.Belki o vakit inancı geri gelebilirdi gerçeğe dair.Günümüz insanının yalnızlığı,iç sıkıntısı,dev binalar içindeki çaresizliği,metre karelerce büyüklükte ki binalara belki de deniz kenarında ki bir yalıya dahi sığamaması bu yüzdendi.Ruhlarını hapsetmişlerdi dört duvar arasına.Sokaklarda ki kalabalıklar yanıltmasın sizi.Onlar yalnızca biz özgürüz diye bağıran,her fırsatta kullandıkları belkide kullandırdıkları bedenleriydi.Bedenini yıprattıkça ruhun terkedişi,kayıp bir benlik,kişilik yoksunluğu ve hissizleşen ”ÖZGÜR”bedenlere..
ZST. 13.04.2013
Tek başınayken yalnızdı ama kalabalıklarda da yalnızdı,zordu hayat.Hisleri de onu terk etmişti artık.Zevk aldığı her ne varsa anlamsızdı.Sex,para,sigara,alkol,uyuşturucu anlık mutlu oluyordu belki de ”carpe diem”di sloganı.Latin edebiyatının ünlü şairi Horatius’un bir dizesinde geçen anı yaşa,günü yakala.Peki bu muydu anı yaşamak?Kastedilen anlamı ne kadar da çıkmıştı ekseninden,günlük zevklere bir kılıf görevini üstlenmişti o kelime,artık sözlük anlamı kalkmıştı ifadelerin.Ne de olsa kaçıncı yüzyıldaydık.O derece uzaklaşmıştık hayattan,gerçeklerden hep bir kaçış.Derinlemesine düşünmemekti aslolan hiçbir şeyi,yüzelsel yaşamaktı gaye.Ne yapacağını bilememe,hayatı anlamsızlaştırma.Aynaya baktığında gözlerini görüyordu,kirpikleri,dudaklarını seviyordu.Kaç kişiyi öpmüştü bir an o geldi aklına.Elleri,parmakları,vücudu bundan öte değildi çünkü görebildikleri.Hisleri beraberinde görme yetisini de peşinde götürmüştü.Şimdi gerçekten yalnızdı.Onun olanlar onda değildi.Farkında mıydı dersiniz,sanmıyorum.Hiç onun olmuşlar mıydı?Yaratılıştan verilen her şey onun muydu?Sahiplenme eğilimi en büyük oyunuydu belkide benliğin,insanlara oynadığı.
Her şeye sahip olmak istemek.Hep daha fazlasını,sende olanın yetmemesi,hep daha iyisini,seviyorduk ama yapmayın sizde!Kapitalist düzene alışmıştık tüketici haklarımız bile vardı üstelik.Evreni düşünüyordu.Sonsuz bir uyum.Tanrı neden yaratmıştı bizi,yarattıysa neden öteliyordu yanlış yaşayanları?Şeytan neden şeytandı,peki inanmamasına rağmen kendini neden ötelenmiş gibi hissediyordu?Biliyordu belki de bazı şeyleri fakat bildiklerinin yetmediği sorular vardı aklında bunlara cevap bulamayınca inanmamaya başladı. İnandıklarının gerekleriydi belki de onu korkutan.Yaşarken kolaydı her şey.Bu yüzden yaşadıklarına inanmaya başlamıştı.Ne mi yaşıyordu?Canı ne isterse onu yaşıyordu.Sonra da hissedemediği için sorguluyordu Tanrı’yı,yaratılışı,doğruyu,yanlışı,gerçekliği,kısaca her şeyi.Dönmesi gereken tek bir yer vardı aslında ”benliği”.Tevrat İncil Kur’an okuduğu ne varsa şimdiye kadar hiç biri tamamlayamamıştı onu.Öyleyse böyle yaşamaya devam etmeliydi.
Gerçekten istediği zaman bulabilirdi ancak doğruyu.Gerçekten arayanlar,yalnızca bulanlardır.Delice istemeliydi belki de sevişmek gibi.En sevdiği,sahip olduğu en değerli eşyalarını istediği gibi tutkulu,ısrarcı.Belki o vakit inancı geri gelebilirdi gerçeğe dair.Günümüz insanının yalnızlığı,iç sıkıntısı,dev binalar içindeki çaresizliği,metre karelerce büyüklükte ki binalara belki de deniz kenarında ki bir yalıya dahi sığamaması bu yüzdendi.Ruhlarını hapsetmişlerdi dört duvar arasına.Sokaklarda ki kalabalıklar yanıltmasın sizi.Onlar yalnızca biz özgürüz diye bağıran,her fırsatta kullandıkları belkide kullandırdıkları bedenleriydi.Bedenini yıprattıkça ruhun terkedişi,kayıp bir benlik,kişilik yoksunluğu ve hissizleşen ”ÖZGÜR”bedenlere..
ZST. 13.04.2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder